izmir'de pikap gramofon radyo tamir bakim ve satisi

Pikap

Gramofon tamiri

Pikap Tamiri

Pikap Tamiri izmir

gramofon tamiri izmir

gramofon evi

RESTORASYON

Facebook

Akustik Dönem 1877-1926

Bu dönem kayıtların seslerinin horn mekanizmaları ve mekanik kaydediciler kullanılarak yapıldığı dönemdir. Bu kayıtlarda standart bir ses seviyesinden bahsedebilmek mümkün değildir. Birbiri arkasına üretilen 2 plakta bile ses seviyesi farklı olabiliyordu. Bu dönem kullanılan ilkel ekipman ortaya standartların çıkmasını sağlamaktan son derece uzaktı. Her ne kadar ortada bugünün şartlarında bir standart olmadığından bahsetsek bile, teknik anlamda yine de belirli oranda birbirine yaklaşan frekans eğrilerinden söz etmek mümkündü.

Bu dönemden itibaren hızlarda da büyük bir çeşitlilikten bahsetmek mümkün. Plak iğnesinin modülasyon hareketinin de standartlaşmadığı bu dönemlerde plak şirketleri özellikle dikey modülasyon (yani pikap iğnesinin yukarı aşağı hareketi) ve yatay modülasyon (pikap iğnesinin platonun merkezine veya merkezi dışına yaptığı hareket) hareketlerinden bir tanesine odaklanıp plaklarını üretiyorlardı. Çok az sayıdaki firma ise plak üretiminde farklı açıları kullanmayı denediler. 45 derecelik açı sayesinde bir plak hemen her pikapta daha doğrusu o dönem için gramofonda okunabiliyordu. Tabii bu dönemlerde pikap iğnesi diye bahsettiğimiz şey çelik bir uç idi. Şaşırtıcı derece de, dönüş yönü açısından bir standart yakalanmıştı. Neredeyse tüm üreticiler saat yönünde dönüş ile çalınacak plaklar üretiyordu. Ancak başlangıç noktası konusunda farklı uygulamalar vardı. Bazı firmalar plakları merkezden başlayarak kaydediyordu.Yani bugün alıştığımız gibi iğneyi plağın dış bölgesine değil, merkezine indirmemiz gerekiyordu ilk şarkıyı dinlemek için.

 

 

Bu paragrafı özetlemek gerekirse, yatay ve dikey modülasyon plak üzerindeki yivin yapısını ortaya çıkartıyordu. Ortaya çıkan yivlerin derinliği ve yapısından dolayı her plağı her pikapta dinlemek mümkün değildi. Bugünkü standartların oluşmasına daha vakit vardı.

 

Elektriğin Hayatımıza Girmesi 1926-1937


Ses yükselticilerin (amplifikatör) ve elektrikli plak üretim makinelerinin hayatımıza girmesi plakların tarihini değiştirmiştir. Özellikle elektrikli master plak kesim makinelerinin ortaya çıkması ile sabit hızda üretim yapabilme imkanı doğmuştu. Bu durumda iğnenin plak üzerindeki gezintisi sırasında da sabit bir hızdan bahsetmek mümkün oldu. Bunun getirisi ise iğnenin gezintisi ile ses arasındaki doğrusal orantı ile tam spektrumlu ses frekanslarından bahsetmek mümkün hale geliyordu. Bu da özellikle bas seslerin yani düşük frekansların plak üzerine kaydedilebilmesi imkanını ortaya çıkardı. Ancak bu dönemde bu frekans aralığını plak üzerinde yansıtabilmenin bir de götürüsü vardı; plak kayıt zamanları düşmüştü.
Bu durumda plak üreten firmalar hemen bir şeyler düşünmeliydi. Çözüm bas alt frekansların 6 dB/oktav aralığından itibaren kesilmesi olarak bulundu. Dolayısıyla ortaya bir frekans aralığı çıkmıştı. Bir çok firma bu noktada kendi anlayışına göre frekans aralıkları belirliyordu. Herkesin amacı en iyi ses kalitesini sunmaktı ancak ortaya bir kaos çıktı. Plak alan bir tüketici hangi plağı hangi ses seviyesinde dinleyince en keyifli ve optimal sonucu alacaktı. Bugün pek sevmediğimiz ton kontrollerinin (1) ortaya çıkış sebebi işte budur.
1930′lardan itibaren hayatımıza plak değiştiriciler (2) girmeye başlayınca bazı büyük firmalarda kendi standartlarını oluşturma telaşı başladı. Bu dönemde radyo yayıncılığı da güçlenmeye başlamıştı. Bir anda gereksinimler değişmişti. Radyoların ön ayak olmasıyla en azından konuşmalar için 33 1/3 devirlik hız standartlaştı. Konuşma konusu mühim. Hemen bir örnek verelim diyelim ki, Amerikan başkanı ulusa sesleniş konuşması yaptı. Bu konuşma plak üzerine kaydediliyor ve radyolarda o şekilde yayınlanıyordu. Bugün anladığımız anlamda canlı yayın gibi konular o dönemlerde hayal idi. Bu dönemde yivlerin oluşturulmasında dikey modülasyon (3) standart hale geldi.

78′likler veya Taş Plaklar Dönemi 1937-1947
Plak firmaları plak yüzeyinin oluşturduğu gürültüyü ortadan kaldırmanın yollarını ararken, frekansları daha fazla anlamaya başladılar. Yüksek frekanslarda 3 dB/oktav ve 6 dB/oktav aralığı en optimal sonuçları veriyordu. Bunun altı ve üzeri değerler özellikle yüksek frekanslarda size gürültü olarak geri dönüyordu. Bu aralığın ortaya çıkması alıştığımız anlamda ilk kez ses kalitesinin önem kazanması sonucunu ortaya çıkarttı. Ancak bu kez ortadaki sorun yüksek frekansların ne kadar güçlendirileceği idi. 10Khz'deki frekansların dB (desibel) olarak arttırılması bir çözüm olabilir miydi. Bazı firmalar için evet. Bu durumda herkes kendi anlayışına göre plak üretmeye başladı. Özellikle savaş öncesi (4) üretilen plaklarda tam bir kaos durumu oluştu. Amerikan plak firmaları yüksek frekansların yükseltilmesi konusuna önem verip ekolayzır eğrilerini bu anlayışa göre oluştururken, Avrupalı plak şirketleri ise bunu yapmayı reddettiler. Bu dönemde artık bas ve tiz ayarı amplifikatörlerin olmazsa olmazı haline gelmişti. Hatta dönemin gelişmiş cihazlarında Amerika ve Avrupa kaynaklı plakları dinlerken kullanmanız için özel ton kontrolleri hazır şekilde sunuluyordu.

LP'nin Doğuşu 1947-1958


Daha yavaş dönme hızı ve plastiğin bulunması ile plaklar bir kez daha değişmeye başladı. İlk olarak hızlı şekilde plaklar bugün alıştığımız üretim malzemesi olan polivinyl klorür malzemesi ile üretilmeye başladı. Plak firmaları, pikap üreticileri ve radyolar artık farklı standartlardan bunalmışlardı. İlk kez herkes ortak bir çözüme yaklaşmıştı. Plak firmalarının kurduğu organizasyonlar ile radyo televizyon kuruluşlarının oluşturduğu organizasyonlar radyo yayıncılığında standartların oluşması için pazarlıklara başladı. Bu andan itibaren neredeyse konu hakkında söz sahibi olan herkes yeni bir şeylerden bahsediyordu.

Columbia plak şirketi hemen yeni bir ekolayzır eğrisini ortaya çıkarttı. Bugün rumble dediğimiz bir şekilde gürlemek olarak tabi edebileceğimiz sorunun düşük devir hızı ve ince plak yivleri yüzünden ortaya çıktığını ve yüksek frekansların güçlendirilmesi ile ucuz iğnelerle hem izleme açısı sorunu hemde düşük ses kalitesi alındığını bilimsel olarak ortaya koyunca bir çok plak firması bu yeni duruma göre kendi ekolayzır eğrilerini gözden geçirmeye başladı.

Ses Mühendisleri Birliği kendi çözümünü sunmak konusunda geri kalmadı. Onlara göre plak üzerindeki gürültünün asıl kaynağı plakların üretim aşamasındaydı ve buraya müdahale etmek gerekiyordu. RCA ise 45 devirlik çözümler yerine farklı devir hızlarına el attı. RCA hızını alamayıp frekans eğrilerini de yeniledi. Hatta alışılmış plak merkezi delik çapının bile sorun yarattığını söyleyerek delik çapı ile oynamaya başladı.

Tam bir standartlaşmadan bahsederken ortalık yine birbirinden farklı plaklarla doluvermişti.

 

 

RIAA Yılları 1952- günümüz


Tüm bu süreçler sonunda plak üreticilerinin dışında kalan hemen herkes bu karmaşaya kazan kaldırdı. 1952 yılında RCA mühendisleri çok dikkat çekici bir çözümler paketi oluşturmayı başarmıştı. Neredeyse mükemmele yakın bir ekolayzır eğrisi ve bunun bilimsel tartışması ilk standartlaşma umutlarını filizlendirdi. Bu tartışmalar devam ederken RIAA (yani Recording Industry Association of America – Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği ) olaya el koydu ve RCA'Nın çözümünü standart olarak kabul etti. İlerleyen 3-4 sene boyunca tartışmalar devam etti nacak büyük plak firmaları 1955 yılında bu eğri başta olmak üzere tüm standartları kabul ettiler. Bu yüzden günümüzde pikap pre-amplilerinde RIAA ibaresini görürsünüz. RIAA'daki en önemli gelişme 1974 yılında pikap pre-amplifikatörlerinde kullanılmaya başlanan ultrasonic ve infrasonic filtre sistemlerinin kabulüdür. Yoksa 1952′den (aslında 1953 demek daha doğru) itibaren plak standartlarında bir değişim olmamıştır.

 

 

Tabii bu durum Amerika için geçerli. 1960′lara kadar Avrupalı plak firmaları kendi standartlarındaki üretime devam ettiler. Rusya ve bir çok Asya ülkesinde (Japonya hariç) standartların kabulu 1975′lere değin uzar.

* Hakan Cezayirli ve Larry Robinson'a çok teşekkür ederiz.

GRAMOFON EVİ